Karanlık ve sanayi devrimi estetiğine sahip Dunwall şehrinden, güneşin altında parlayan Akdeniz esintili Karnaca’ya… Dishonored 2, ilk oyunun intikam temasını daha da ileriye taşıyan bir başyapıt. İmparatoriçe Emily Kaldwin’in tahtının gasp edilmesiyle başlayan hikaye, sizi bir kraliçenin gözünden intikam yolculuğuna davet ediyor. Güçlü bir komployla tahtından edilen Emily ya da onun koruyucusu Corvo Attano olarak, karanlık komplonun ardındaki sırrı çözmek için yola koyuluyorsunuz.
Peki, bu ikilinin yetenekleri, sizi nasıl bir maceraya sürüklüyor? Oyundaki her bölümün sanat eseri gibi tasarlandığı, her kararın hikayenin gidişatını değiştirdiği bu dünyaya adım atmaya hazır mısınız? Silahınızı kuşanın, çünkü Dishonored 2’nin gölgelerle dolu dünyası sizleri bekliyor.
Hikaye ve Karakter Seçimi: Emily ya da Corvo?
Dishonored 2, ilk oyunun ana karakteri Corvo Attano’nun yanı sıra artık yetişkin bir suikastçı olan Emily Kaldwin’i de oynanabilir karakter olarak sunarak hikayeyi zenginleştiriyor. Oyunun başında yaptığınız seçim, hikayeye bakış açınızı da derinden etkiliyor. Corvo ile oynamak bir önceki oyundan tanıdık güçlerle ve intikam yolunda ilerleyen yorgun baba figürüyle hareket etmek anlamına geliyor. Öte yandan Emily’yi seçmek genç imparatoriçenin gücünü yeni keşfettiği, tahtını geri almak için verdiği mücadeleye tanıklık etmek anlamına geliyor.

Karakter seçimi oyundaki diyaloglardan hikaye anlatımına kadar her şeyi değiştiriyor. Emily, yeni güçlere sahipken Corvo’nun güçleri daha olgunlaşmış durumda. Her iki karakter de aynı görevleri yerine getirse de karşılaştıkları NPC’lerle olan diyalogları tamamen farklı. Bu da Dishonored 2’yi bir kereden fazla oynamayı cazip kılıyor; çünkü her karakterin kendine özgü oyun dünyasıyla etkileşimi var.
Karnaca: Işık Şehrinin Karanlık Yüzü
İlk oyunun kasvetli, sanayi devrimi atmosferine sahip Dunwall’undan sonra Dishonored 2, oyuncuları Akdeniz esintili liman kenti olan Karnaca’ya taşıyor. Şehir kendine özgü estetiğiyle göz alıcı bir güzellik sunuyor. Her sokak, her bina, zengin farklı kültürlerin etkisiyle bambaşka hikayeler anlatıyor. Güneşin aydınlattığı geniş bulvarlar, okyanusun esintisi ve yerel halkın enerjisi, burayı ilk bakışta cennet gibi bir yer yapıyor. Ancak parlak yüzeyin altında gizli distopya yatıyor.
Karnaca’nın sokakları tahtı ele geçiren Duke ve onun yozlaşan yönetimi yüzünden kan sineklerinin istilasıyla boğuşuyor. Şehrin tüm köşeleri zengin yoksul arasındaki derin uçurumu gözler önüne seriyor. Kentin aydınlıklar arasına saklanmış karanlık tarafı, hikayenin gerilimini artırıyor. O parlak binaların pencerelerinden sızan çürümüşlüğün kokusu, Karnaca’yı sadece estetik bir mekan olmaktan çıkarıp nefes alan bir mekana dönüştürüyor.

Oynanışta Güçlerin ve Silahların Senfonisi
Dishonored 2, oyuncuya yaratıcılığın sınırlarını zorlamasına olanak tanıyor. Bir problemi çözmek için sınırsız sayıda seçenek sunuyor. İsterseniz hayalet gibi kimseye görünmeden tek düşmanı bile öldürmeden ilerleyebilir; isterseniz savaşçı gibi kılıcınızı kullanarak tüm düşmanları alt edebilirsiniz. Dilerseniz de ikisinin birleşimini kullanarak kendi stilinizi yaratabilirsiniz. Bu özgürlük hissi, oyunun en güçlü yanlarından biri.
Oyunun bu yaratıcılığı destekleyen en büyük unsurları ise tabii ki karakterlerin güçleri. Corvo’nun ilk oyundan tanıdığımız teleport, zamanı durdurma ve sıçanları çağırma gibi güçleri burada da devam ediyor. Emily’nin Domino gücü, birden fazla düşmanı birbirine bağlayarak birine yaptığın etkiyi diğerlerine de yansıtırken Far Reach (Uzak Erişme) ile kendisini uzak mesafelere çekebiliyor.
Mekan Tasarımı: Düşünceyi Zorlayan Başyapıtlar
Dishonored 2, her ne kadar bir bütün olarak etkileyici olsa da bazı bölümlerin dahiyane tasarımıyla akıllara kazınıyor. Oyunun mekan tasarımları, sadece arka plan olmanın ötesine geçerek birer keşif alanı haline geliyor.
Oyunseverlerin ilgisini çeken mekanların başında The Clockwork Mansion var. Burası duvarların, zeminlerin ve odaların mekanik şekilde hareket ederek yer değiştirdiği, yaşayan bir labirent. Bu bölüm, oyuncunun sadece düşmanları alt etmesini değil, aynı zamanda çevresini nasıl kullanacağını ve rotasını nasıl planlayacağını düşünmeye zorluyor.
Bir diğer unutulmaz bölüm ise Crack in the Slab (Levha’nın Çatlağı). Bu bölümde oyuncular, zaman yolculuğu yapabilen aleti kullanarak geçmiş ve şimdiki zaman arasında gidip gelmek zorunda kalıyor. İlginç mekanik, düşmanları atlatmak veya hedeflere ulaşmak için geçmişteki olayları manipüle etmenizi gerektiriyor.
Elbette bu iki mekanı ve çok daha fazlasını tam anlamıyla yaşamak için güçlü sistemlere ihtiyacınız var. Monster Notebook, yüksek performanslı laptopları ile oyun ve deneyim dünyanızı sınırların ötesine taşıyor. Siz de hemen Monster dünyasına adım atın, farkı kendiniz yaşayın!







