Oyun

Oyun Dünyasından Bir Max Payne Geçti

Birkaç ay sonra unutulacak oyunların, sanki gelmiş geçmiş en iyi oyunmuş gibi abartılmadığı veya moda tabiriyle “hype” edilmediği, oyun firmalarının “Loot Box”lar aracılığıyla oyuncuları durmadan söğüşlemeye çalışmadığı ve senaryolu oyunların, hâlâ herkes tarafından saygı gördüğü yıllardan birinde, 2001’de çıkageldi Max Payne. Finlandiyalı, mütevazı bir oyun stüdyosu olan Remedy Entertainment’ın imzasıyla başlayan oyun serisi, özellikle son oyunuyla hayran kitlesinin umduğu atmosferi yaşatamasa da herkesin hemfikir olduğu bir nokta var, serinin ilk oyunları, gerçekten de zamanın ötesinde yapımlardı. O hâlde klasik soru gelsin: Peki, neydi Max Payne serisini ölümsüz kılan, neydi oyuncuları bu denli etkileyen?

Back to the Night the Pain Started

Âdeta modern bir kara film olan serinin ilk oyunu Max Payne, evli ve çocuklu bir erkeğin başına gelebilecek en kötü olayla hikâye örgüsünü anlatmaya başlar. NYPD’de çalışan ve gerçeğe dönüştürdüğü “Amerikan Rüyası”nı hem eşi hem de yeni doğan kızıyla yaşayan Max, bir gün eve döndüğünde kızının öldürüldüğüne şahit olur, eşinin öldürülme anlarını ise işitmek zorunda kalır. Ona yardım etmek için elinden geleni yapar ama tüm çabalarına rağmen eşi de katledilir. Meydana gelen bu olaylar esnasında ekrana yansıyan görseller, bebek ağlamaları, Max’in evine giren serserileri öldürmesine karşın eşinin ve çocuğunun ölümü karşısındaki çaresizliği, oyun başlayalı henüz on dakika bile olmamasına karşın oyuncuları, Max’in bir numaralı dostu ve yoldaşı hâline getirir. Dramatik senaryosu, kısa sürede bir intikam gösterisine evrilen yapımda Max’in amacı, evini basan serserilerin kanında tespit edilen uyuşturucunun kaynağını bulmak ve uyuşturucuyu üretenleri ortadan kaldırmak olsa da işler pek de yolunda gitmez ve Max bir şekilde, arananlar listesine dâhil olur.

Max Payne’in oynanış tarafında, o zamana kadar herhangi bir oyunda karşılaşılmayan birçok yenilik vardır. The Matrix filminde de kullanılan anı yavaşlatma özelliği “Bullet Time”, aksiyon dolu anlarda oyuncuyu düşmanlara karşı üstün kılarken yarattığı görsel efektle de oyunu oynayanları mest eder. Dinlen-iyileş sistemi olmayan oyunda sağlık çantası yerine, Max’in soyadı ve oyunun genel gidişatıyla gayet uyumlu olan ağrı kesiciler vardır. Geliştirici ekibin masraftan kaçınmak ve yapımın daha yaratıcı olması için animasyonlu ara sahneleri daha az kullandığı oyunda, senaryonun büyük bölümü çizgi roman formundaki görseller üzerinden ilerler.

Kasvetli tema müziği, buz gibi ve karanlık oyun atmosferi, yapımın senaryo yazarlığını ve Max’in modelliğini üstlenen Sam Lake’in yüzündeki “Acının tatlı tebessümü” ve oyundaki nice detay, Max Payne’in seneler sonra hasretle yâd edilmesinde etkilidir.

It’s a Late Goodbye, Such a Late Goodbye

İlk oyunda yaşananların iki yıl sonrasında geçen ve 2003’te yayınlanan Max Payne 2: The Fall of Max Payne, duygusal yönü biraz daha üst düzeyde, yine ilk oyunda karşılaşılan Mona Sax adlı karakterin de yönetilebildiği, aksiyon dozunun, iyileştirilen oyun motoruyla şaha kalktığı bir yapım olur. Karanlık ve kasvetli atmosferin, oyuncunun iliklerine kadar işlemesini sağlayan oyunda, Max ve Mona, birlikte mücadele edip devletin farklı noktalarına sızan suç unsurlarını ortadan kaldırmaya çalışır. Bu süreçte yeşeren sonu meçhul aşk hikâyesi, oyunu zor modda bitirenleri memnun etse de oyunu normal modda bitirenler Max’in şu sözlerine tanıklık eder:

“I had a dream of my wife. She was dead, but it was all right.”

Max’in tatsız hayat döngüsüne eklenen bu yeni acıyı, oyunun Credits ekranında çalmaya başlayan Poets of the Fall parçası “Late Goodbye” mükemmel şekilde tamamlar ve oyunu bitirenler için o andan itibaren gözyaşı dökmemek imkânsız hâle gelir.

Remedy Entertainment’ın, “Çalışıyorsa dokunma,” prensibinden yola çıkarak; çizgi roman stili hikâye anlatımını, oyuncuyu bunalımdan bunalıma sürükleyen Max’in iç sesini, kâbus sekanslarını ve “Bullet Time”ı birtakım geliştirmeler dışında aynı bırakıp Max’in görünümünü tamamen değiştirdiği oyunda, Max’i bu defa ünlü oyuncu Timothy Gibbs canlandırır. Tüm bu görsel ve teknik iyileştirmeler neticesinde oyun, otoritelerinden yüksek puanlar alır. Alır almasına fakat yapım, satışlarda çakılır ve ne yayıncıyı ne de dağıtıcı Rockstar Games’i memnun edemez. Böylece Max Payne, uzunca süreliğine rafa kaldırılan fikrî mülkler arasına katılır.

I Really Needed a New Start

Uzaktan bakanların yorum yapmaları ve hatta “Geçmişe takılı kalma,” demeleri kolaydır ama kişinin çektiği fiziksel ve zihinsel acılar arttıkça, geçmişe takılı kalmak, yaşanan acılardan sıyrılmak için sığınılan limandır çoğu zaman. Hatta fiziksel ve zihinsel kabiliyetlerini bir süreliğine yok edeceğini bile bile alkol kullanmak da bir seçenek hâline gelir o kişi için. 2012 yılında çıkan Max Payne 3’te, Max’in durumu, tam da böyledir. Ailesinin katledilişini unutamaz, Mona’yı kaybedişini sindiremez, iş arkadaşlarının ebediyete intikâl etmesini hazmedemez ve zihnen geçmişte yaşamaya devam ederken alkol ve sigara tüketimini had safhaya çıkarır. Gerçeklikten kaçıştır bunlar Max için; São Paolo’da koruma görevlisi olsa da içmeyi bırakamaz ve hatta sırf bu yüzden görevini layıkıyla yerine getiremediği anlar bile olur.

Serinin önceki oyunlarından farklı olarak Remedy Entertainment yerine yalnızca Rockstar Studios tarafından geliştirilen, hikâyesi ise GTA serisinin senaryo yazarlarından Dan Houser’ın başı çektiği üç kişilik ekip tarafından kaleme alınan Max Payne 3, oyuncuyu, Brezilya’daki Favela’ların mı yoksa Max’in mi daha acınası hâlde olduğu noktasında kararsız bırakır. İlk iki oyunun aksine epeyce açık alanda oynanan, gün ışığının da görülebildiği, Max’in keskin imaj değişikliklerine şahit olunduğu ve alışılagelen Max Payne oynanışının, modern zamana uyarlandığı yapımda, oyuncuların tüylerini diken diken eden ana tema müziği de unutulmaz. Max’in kasvetli ve Kara Film kıvamındaki oyunlarını sevenler için biraz hayal kırıklığı olsa da Max Payne 3, mutlak suretle deneyimlenmesi gereken bir oyun olarak tarihe geçer.

Son dönemde Red Dead Redemption 2 ve GTA V Online eklentilerinden kafasını kaldıramayan Rockstar’ın Max Payne 4’ü çıkarıp çıkarmayacağı meçhul. Ancak firmanın, Max Payne 3’ün beklentilerin altında kalan satışlarından sonra yeni bir oyun için hevesli olmayacağını tahmin etmek zor değil. Yine de oyun dünyasında sürprizlere açık olmakta fayda var.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir